Bir otopark çizgisinin nasıl üç ayımı aldığını anlatacağım
Site yönetimi anlaşmazlıkları kulağa hep büyük şeyler gibi gelir; milyonluk aidat davaları, mahkemeler falan. Bizimki bir otopark çizgisiyle başladı. Sonu, hayatımda gönüllü olarak girdiğim en yorucu ama bir o kadar da öğretici işlerden biri oldu: site yönetim kuruluna seçilmek.
Olayı baştan, dürüstçe anlatayım. Çünkü buraya villa alacak insanların aklında hep "site yönetimi nasıldır" sorusu var ve genelde bu soruya cilalı, "profesyonel yönetim, sorunsuz" gibi anlamsız cevaplar veriliyor. Gerçek hayatta sorun her sitede çıkar; mesele sorunun çıkıp çıkmaması değil, nasıl çözüldüğü.
Şubat: Çizgiler yanlış çizilince
Geçen kış sitemizin ortak otopark alanı yeniden çizildi. Yönetim, eski solmuş çizgilerin üzerine boya attıracaktı, basit bir iş. Ama firma çizgileri yeniden konumlandırdı ve birkaç villanın önündeki misafir parkı yerleri, fiilen o villaların kendi araç girişini daraltacak şekilde kaydı. Bizimki de o villalardan biriydi. Artık ikinci arabamızı koyduğumuzda, komşunun misafir cebine on santim taşıyordum.
İlk başta önemsemedim. Sonra bir akşam alt komşu kapıyı çaldı, elinde telefonu, ekranda benim arabamın fotoğrafı:
"Bakın, arabanız yine çizgiyi geçmiş. Misafirim gelince yer bulamadı, geri göndermek zorunda kaldım."
Haklıydı aslında. Ama ben de haksız değildim, çünkü çizgi yanlış yerdeydi. İşte bu "ikimiz de haklıyız" durumu, komşuluk anlaşmazlıklarının en zehirli türü. Çünkü kimsenin geri adım atacak net bir nedeni yok.
Mart: Whatsapp grubunun sevimsiz yüzü
Mesele site Whatsapp grubuna düştü ve orada işler beklediğim gibi çığırından çıktı. Grup, normalde kargo haber verme ve kayıp kedi ilanı seviyesinde sakin bir yerdi. Birden otopark üzerine küçük bir savaş alanına döndü. Kimisi "Kurallar bellidir, herkes kendi yerine" diye yazdı, kimisi "Asıl sorun firmanın yaptığı çizim" dedi. Bir komşu da meseleyle hiç ilgisi olmayan, üç yıl önceki bir çöp konteyneri tartışmasını geri getirdi. Klasik.
O hafta fark ettim ki bu metin tabanlı tartışma kimseyi bir yere götürmüyor, tam tersine herkesi sertleştiriyor. Yazıyla yapılan tartışmada insanın ses tonu, yüz ifadesi yok; her cümle olduğundan daha sert okunuyor. Telefonu bir kenara koyup alt komşunun kapısını çaldım. Elimde bir paket kahve vardı, ucuz bir barış hediyesi.
"Gel," dedim, "şu çizgilere birlikte bir bakalım, belki ikimiz de yanlış hatırlıyoruz."
Aşağı indik, metreyle ölçtük. Çizgilerin gerçekten de eski plana göre yaklaşık kırk santim kaydığını birlikte gördük. O an komşunun yüzündeki ifade değişti. "Ya demek ki sen bilerek yapmıyormuşsun" dedi. Tartışmanın bütün gerginliği, beraber yere eğilip bir metreye bakmakla buharlaşıp gitti. Ekranda haftalardır çözülmeyen şey, yüz yüze beş dakikada çözüldü.
Asıl sorun: Yönetim toplantısına kimse gelmiyor
Ama çizgi meselesinin kökü daha derindeydi. O firma yanlış çizimi yapmıştı çünkü kimse başında durmamıştı. Kimse başında durmamıştı çünkü o dönem yönetim kurulu fiilen iki kişiye kalmıştı ve onlar da yorgun düşmüştü. İşte burada Beysukent'te çok yaygın bir gerçekle yüzleştim: İnsanlar burada genelde yoğun, meşgul, kendi işine bakan bir profilde. Bu güzel bir şey, kimse kapınıza dayanmıyor. Ama bunun bir bedeli var: Ortak işlere gönüllü bulmak gerçekten zor.
Mart sonundaki olağan kat malikleri toplantısına gittim. Kırk küsur bağımsız bölümün olduğu sitede, salonda dokuz kişiydik. Dokuz. Gündeme otopark çizgileri de alınmıştı ve toplantıyı yöneten komşu yarı şaka yarı ciddi şöyle dedi:
"Arkadaşlar, sorunları konuşmak güzel de, çözecek kişi de lazım. Bu çizgi işine gönüllü kim olacak?"
Salonda o meşhur sessizlik oldu. Herkes önündeki kağıda baktı. Ben de bakıyordum. Sonra ne olduysa elimi kaldırdım. Hala tam olarak neden kaldırdığımı bilmiyorum; belki o sessizlik dayanılmazdı, belki de çizgi yüzünden komşumla yaşadığım gerginliğin bir daha tekrarlanmasını istemedim. Böylece yönetim kuruluna girdim.
Öğrendiklerim: Tahmin ettiğimden çok daha fazla iş
Yönetimde geçirdiğim bu kısa süre bana site hayatına dair, alıcı gözüyle asla göremeyeceğim şeyler öğretti. Bunları sıralamak istiyorum, çünkü villa alacak biri için bunlar fiyat listesinden daha değerli:
- Aidat "ucuz" ya da "pahalı" değildir, "yeterli" ya da "yetersiz"dir. Bizim sitenin aidatı bölge ortalamasının altındaydı ve bununla övünülürdü. Defterleri açınca gördüm ki bu "düşük aidat", bahçe bakımının ihmal edilmesi, yedek akçenin neredeyse hiç olmaması demekmiş. Ucuz aidat, ertelenmiş bir faturadır.
- Ortak alan demek, ortak sorumluluk değil otomatik olarak. Herkes ortak alanı kullanmak istiyor ama bakımına vakit ayırmak söz konusu olunca kalabalık aniden eriyor.
- Yönetim planı denen o sıkıcı belge, kavga çıkınca İncil oluyor. Otopark yerlerinin kime ait olduğu, misafir parkının nasıl kullanılacağı orada yazıyordu. Kimse yıllarca açıp bakmamıştı. Açıp baktığımızda yarı tartışma kendiliğinden bitti.
Sonunda otopark çizgileri firma çağrılıp, bu sefer başında bir kişi (yani ben) dikilerek yeniden çizildi. On santimlik o meşhur taşma ortadan kalktı. Alt komşuyla şimdi karşılaştığımızda gülüşüyoruz; geçen gün bana "Yönetimdeki adamımız" diye takıldı.
Villa alacaklara samimi tavsiyem
Bir siteden villa bakarken, satıcının size gösterdiği parlak yüzme havuzuna ya da peyzaja değil, iki şeye bakın. Birincisi: Son üç yılın kat malikleri toplantı tutanaklarını isteyin ve okuyun. Hangi konularda kavga edilmiş, ne kadar katılım olmuş, kararlar uygulanmış mı? O tutanaklar sitenin gerçek karakterini, hiçbir ilanın anlatamayacağı kadar net anlatır. İkincisi: Yedek akçe ne durumda, sorun. Sağlıklı bir kasası olmayan site, ilk büyük arızada (asansör, su deposu, çatı) sizden birden büyük bir ek ödeme ister.
Beysukent güzel bir yer, burada yaşamaktan memnunum. Ama buradaki o sakin, herkesin kendi işine baktığı kültürün sessiz bir bedeli var: Ortak işler birkaç gönüllünün omzunda kalıyor. Eğer bir gün buraya yerleşirseniz, o gönüllülerden biri olmayı bir düşünün. Hiç değilse otopark çizgilerinizi kendiniz kontrol edersiniz.